yklmzomer
Yasaklanmış
Sabah finale yetiştirmem gereken, içinde deniz, kuş, empati ve zar kelimelerinin geçmesi gereken bir öykü örneği vardı. Her zamanki gibi işimi son dakikaya bırakmıştım ve gece yarım saat içinde aklıma ilk gelenleri yazıp, oldu bittiye getirdim.
Okuyan, yorum yapan, okumaya üşenip okumadan yorum yapan, okuyup yorum yapmayan herkese teşekkür ederim
Birden gözleri doldu. Yine karısı gelmişti aklına. Balkonda gülüşerek tavla oynadıkları sırada Sianın abisi geldi eve. Bağırıyordu, gözleri hiddetle doluydu. Kafasının iyi olduğu her halinden belliydi. Siaya küfürler savurdu. Kimse neler olduğunu anlamamıştı ki birden silahını çıkardı iki el ateş etti Siaya, biri göğsüne biri boynuna isabet etmişti. Silah yere düştü Mex şoka girmişti. Neler olduğundan haberi yoktu, ileri atıldı yere düşen silahı aldı ve tüm şarjörü kafasına boşalttı Richin. Siaya koştu boynunu kapatmaya çalışıyordu. Sia için tüm umutlar çoktan tükenmişti ancak vazgeçemiyordu, bir yandan haykırıyor bir yandan boynunu tutmaya devam ediyordu. Yalvarıyor, ağlıyor, tepiniyor
Elindeki zarları sıkıyordu, avcu sırılsıklam. Pipsin ötüşüyle kendine geldi hücre arkadaşının kuşuydu Pips, oda Mex gibi tutsak kafesin içerisindeydi. Hücre arkadaşı idam edilince kuş Mexe kaldı, en yakın ve tek dostu Pipsti artık. Bulunduğu hapishane dünyanın en güzel hapishanesi seçilmişti. Bir hapishane ne kadar güzel olabilirdi ki? Denizi, martıları görüyor diye güzel sayılabilir miydi?
Mex her gün kuşuyla birlikte denizi seyrediyor, ne kadar güzel olduğunu tekrarlayıp duruyordu. Denize duyduğu özlemi durmadan anlatıyordu Pipse. Pipste sanki karşılık verir gibi çıldırırcasına ötmeye başlıyordu.
Vakit gelmişti, gardiyanın ayak sesleri duyuluyordu uzaktan. Mexin kalbi çarpmaya başladı, terliyordu. Tarif edemediği duygular kaplamıştı içini sanki kuş olup uçacaktı hücrenin parmaklıklarından. Kavuşacaktı denizine sonunda, özlüyordu. Gardiyan kapıyı açtı ve hiç konuşmadan bekledi. Bir süre sonra Mex sordu. Hiç bir kafes içerisinde yaşadın mı? Cevap beklemiyordu, devam etti. Hiç empati kurdun mu? Mesela bir böcekle, bir ağaçla Peki ya Pipsle? Onu bu parmaklıklar içinde mahkum kılan ne? Konuşamıyor oluşu mu? Biraz empati kursana! Olması gereken yer bu hücre değil. Gözleriyle denizin üstünde uçuşan kuşlara baktı. Kalktı yürüdü.
Merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Avucunun içindeki tavla zarlarıyla oynuyordu. İpten geçirdi kafasını, celladını bekleyemedi ve tekme attı ayaklarının altındaki tabureye. Karısının son dokunduğu zarlar düştü yere.
Dü Şeş.
Not: Empati kısmını çok saçma bağladığımın farkındayım
Okuyan, yorum yapan, okumaya üşenip okumadan yorum yapan, okuyup yorum yapmayan herkese teşekkür ederim
Dü Şeş
Gökyüzündeki kuşların dans edişi hayranlık ve bundan öte özlem uyandırıyordu Mexte. Anıları tazeleniyor, kadınıyla başbaşayken dans edişini hatırlayıp sürekli tebessüm ediyordu. Karısına ayak uydurmaya çalışıyor ancak gözlerine bakmaktan kendini alamadığı için bir türlü konsantre olamıyor, karısıyla bir bütün olmayı beceremiyordu. Gözleriyle bütün olmak yetiyordu Mexe. Birden gözleri doldu. Yine karısı gelmişti aklına. Balkonda gülüşerek tavla oynadıkları sırada Sianın abisi geldi eve. Bağırıyordu, gözleri hiddetle doluydu. Kafasının iyi olduğu her halinden belliydi. Siaya küfürler savurdu. Kimse neler olduğunu anlamamıştı ki birden silahını çıkardı iki el ateş etti Siaya, biri göğsüne biri boynuna isabet etmişti. Silah yere düştü Mex şoka girmişti. Neler olduğundan haberi yoktu, ileri atıldı yere düşen silahı aldı ve tüm şarjörü kafasına boşalttı Richin. Siaya koştu boynunu kapatmaya çalışıyordu. Sia için tüm umutlar çoktan tükenmişti ancak vazgeçemiyordu, bir yandan haykırıyor bir yandan boynunu tutmaya devam ediyordu. Yalvarıyor, ağlıyor, tepiniyor
Elindeki zarları sıkıyordu, avcu sırılsıklam. Pipsin ötüşüyle kendine geldi hücre arkadaşının kuşuydu Pips, oda Mex gibi tutsak kafesin içerisindeydi. Hücre arkadaşı idam edilince kuş Mexe kaldı, en yakın ve tek dostu Pipsti artık. Bulunduğu hapishane dünyanın en güzel hapishanesi seçilmişti. Bir hapishane ne kadar güzel olabilirdi ki? Denizi, martıları görüyor diye güzel sayılabilir miydi?
Mex her gün kuşuyla birlikte denizi seyrediyor, ne kadar güzel olduğunu tekrarlayıp duruyordu. Denize duyduğu özlemi durmadan anlatıyordu Pipse. Pipste sanki karşılık verir gibi çıldırırcasına ötmeye başlıyordu.
Vakit gelmişti, gardiyanın ayak sesleri duyuluyordu uzaktan. Mexin kalbi çarpmaya başladı, terliyordu. Tarif edemediği duygular kaplamıştı içini sanki kuş olup uçacaktı hücrenin parmaklıklarından. Kavuşacaktı denizine sonunda, özlüyordu. Gardiyan kapıyı açtı ve hiç konuşmadan bekledi. Bir süre sonra Mex sordu. Hiç bir kafes içerisinde yaşadın mı? Cevap beklemiyordu, devam etti. Hiç empati kurdun mu? Mesela bir böcekle, bir ağaçla Peki ya Pipsle? Onu bu parmaklıklar içinde mahkum kılan ne? Konuşamıyor oluşu mu? Biraz empati kursana! Olması gereken yer bu hücre değil. Gözleriyle denizin üstünde uçuşan kuşlara baktı. Kalktı yürüdü.
Merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Avucunun içindeki tavla zarlarıyla oynuyordu. İpten geçirdi kafasını, celladını bekleyemedi ve tekme attı ayaklarının altındaki tabureye. Karısının son dokunduğu zarlar düştü yere.
Dü Şeş.
Not: Empati kısmını çok saçma bağladığımın farkındayım