Ne güzel bir diziydi ya, adeta gerçek gibiydi, dizinin müziklerinin hepsinin yaşanmış hikayesi var
Soba yanıyor gürül gürül. Oda cehennem gibi sıcak. Daha ilkokula gidiyoruz o sıra. Nispeten fakiriz ama tüm ailelerin durumundan farklı değil. Bütün ülkenin Perşembe gününü beklediği zamanlar. O gün o saat gelir çatar biz daha çocuğuz ya erken yatacağız anamız salonun ortasına döşek atmış. Ama uyumuyoruz. Kurtlar Vadisi başlıycak izliycez izlerken uyuya kalıcaz. Tabi o zamanlar o yanan sobada kestane mi pişirmezdik. Mandalina kabuğu mu atmazdık. Kömürün közün kokusu sobanın sesi ışığı başka tatlar bunlar. Bir Elif Dedim, birde bu türkü bizi biz etti bizden aldı bize koydu. Dinledikçe o sobanın gürültüsünü, o sokakların o saatlerdeki sükunetini, çoluğun çocuğun sokaklarda Polatçılık oynadığını, amcaların birbirlerine "Bir soda getirde içelim yeğenim" diyerek espri yaptığını hatırlarım... Aah ah büyüdük be. *yazmış biri*
https://www.youtube.com/watch?v=xU58C8X8-wM
Acem kızı görenleri kendine hayran bırakacak güzellikte biriydi. Bembeyaz bir teni, simsiyah saçları, toprak rengi gözleri vardı. Her zaman o iri gözlerini çekik çekik sürmeler süslerdi. Her ne kadar çok hareketli gibi görünse de bir hüzün vardı gözlerinde. Gülümserken bile gitmeyen bir hüzün. Ali hep ovaya çalışmaya gittiğinde görürdü onu. Öyle güzeldi ki bakmaktan alıkoyamazdı kendini. Bir yandan işini yapar, bir yandan da sessizce ovanın ortasında açan çiçeği izlerdi. Acem kızı ara sıra başını kaldırır ve Ali'nin gözlerinin içine bakardı. Dudaklarında anlık bir gülümseme olur, sonra başını öne eğerdi. Bu bakış, bu gülümseme Ali için dünyaya bedeldi. Geceler boyu Ali, acem kızını göreceği sabahları bekler ve heyecandan uyuyamazdı. Bir gün tüm cesaretini topladı artık onunla konuşmalıydı. Uygun zamanı bekledi ve onu yalnız kaldığı bir an yakaladı. "Dur acem kızı, korkma" dedi. "Seni her gün izliyorum. Gel benim sevdiğim ol." Acem kızının gözlerinden bir damla yaş aktı ve koşarak uzaklaştı Ali'nin yanından. Ali anlam verememişti bu gözyaşlarına. O günden sonra acem kızı hiç gelmedi. Ali korktu, ona bir şey mi oldu diye. Ama çok zaman sonra öğrendi ki sevdiği kız başka bir köye ve üstelik yaşlı bir adama başlık parası için gelin verilmişti. Artık tadı yoktu yaşamanın. Ali günlerce ovada dolaştı ve bu türkü döküldü dudaklarından. Her soluğunda acem kızı diye haykırdı. Acem kızı bu türküyü duydu mu ya da Ali'nin bu türküyü kendisine yazdığını biliyor mu bilinmez, ama bizler yıllardır söyler ve yaşarız bu yarım kalan sevdayı.
******************************
Genç bir adam Elif isminde bir kızı sever. Elif de ona sevdalanır. Fakat genç adam o eski zamanların ince hastalığı olan Verem e yakalanmıştır. Elif'in ailesi, bu durumu görür ve kızını onunla evlendirmek istemez. " Git tedavini ol gel öyle Elif i al " derler. Bunun üzerine genç adam çok sevdiği Elif inin aşkı için hastaneye yatar. O dönem şartlarında iyileşmesi imkansızdır. Öleceğini bile bile genç adam tedaviye devam ettiği için Elif'e bir haber gönderir.. "Ölüm, ölüm dediğin nedir ki gülüm ben senin için yaşamayı göze almışım" der. ( Aslında bu söz Türkü içerisinde de mevcuttur.) Elif ten cevap gelmez. Fakat zaman ilerledikçe genç adamın hastalığı artar. Genç adam hastanede yattığı sürede sadece Elif' ten haber almak bir de içindeki yangını söndürmek için ( yaşamının kaynağı olan ) yanlız su içmek ister. Yemekten kesilir. Ancak kızın ailesi bir kez bile görmesi için Elif'i onun yanına yollamaz. Hastalığının arttığını, tabutunun bile hazır olduğunu Elif'ine türkü içinde ağıt halinde yazan genç adam, hastanede yattığı sürede bu türkünün sözlerini yazıp şapkasının içine saklar. İyileşemez ve çok sevdiği Elif ini göremeden ölür. Cenazesi köyüne getirilir. Şapkasının içerisinden yazdığı sözler bulunur ve ailesi tarafından bestelenmesi istenir.
https://www.youtube.com/watch?v=EcBWGENvnsw
https://www.youtube.com/watch?v=6gIdNGCfYOU
Soba yanıyor gürül gürül. Oda cehennem gibi sıcak. Daha ilkokula gidiyoruz o sıra. Nispeten fakiriz ama tüm ailelerin durumundan farklı değil. Bütün ülkenin Perşembe gününü beklediği zamanlar. O gün o saat gelir çatar biz daha çocuğuz ya erken yatacağız anamız salonun ortasına döşek atmış. Ama uyumuyoruz. Kurtlar Vadisi başlıycak izliycez izlerken uyuya kalıcaz. Tabi o zamanlar o yanan sobada kestane mi pişirmezdik. Mandalina kabuğu mu atmazdık. Kömürün közün kokusu sobanın sesi ışığı başka tatlar bunlar. Bir Elif Dedim, birde bu türkü bizi biz etti bizden aldı bize koydu. Dinledikçe o sobanın gürültüsünü, o sokakların o saatlerdeki sükunetini, çoluğun çocuğun sokaklarda Polatçılık oynadığını, amcaların birbirlerine "Bir soda getirde içelim yeğenim" diyerek espri yaptığını hatırlarım... Aah ah büyüdük be. *yazmış biri*
https://www.youtube.com/watch?v=xU58C8X8-wM
Acem kızı görenleri kendine hayran bırakacak güzellikte biriydi. Bembeyaz bir teni, simsiyah saçları, toprak rengi gözleri vardı. Her zaman o iri gözlerini çekik çekik sürmeler süslerdi. Her ne kadar çok hareketli gibi görünse de bir hüzün vardı gözlerinde. Gülümserken bile gitmeyen bir hüzün. Ali hep ovaya çalışmaya gittiğinde görürdü onu. Öyle güzeldi ki bakmaktan alıkoyamazdı kendini. Bir yandan işini yapar, bir yandan da sessizce ovanın ortasında açan çiçeği izlerdi. Acem kızı ara sıra başını kaldırır ve Ali'nin gözlerinin içine bakardı. Dudaklarında anlık bir gülümseme olur, sonra başını öne eğerdi. Bu bakış, bu gülümseme Ali için dünyaya bedeldi. Geceler boyu Ali, acem kızını göreceği sabahları bekler ve heyecandan uyuyamazdı. Bir gün tüm cesaretini topladı artık onunla konuşmalıydı. Uygun zamanı bekledi ve onu yalnız kaldığı bir an yakaladı. "Dur acem kızı, korkma" dedi. "Seni her gün izliyorum. Gel benim sevdiğim ol." Acem kızının gözlerinden bir damla yaş aktı ve koşarak uzaklaştı Ali'nin yanından. Ali anlam verememişti bu gözyaşlarına. O günden sonra acem kızı hiç gelmedi. Ali korktu, ona bir şey mi oldu diye. Ama çok zaman sonra öğrendi ki sevdiği kız başka bir köye ve üstelik yaşlı bir adama başlık parası için gelin verilmişti. Artık tadı yoktu yaşamanın. Ali günlerce ovada dolaştı ve bu türkü döküldü dudaklarından. Her soluğunda acem kızı diye haykırdı. Acem kızı bu türküyü duydu mu ya da Ali'nin bu türküyü kendisine yazdığını biliyor mu bilinmez, ama bizler yıllardır söyler ve yaşarız bu yarım kalan sevdayı.
******************************
Genç bir adam Elif isminde bir kızı sever. Elif de ona sevdalanır. Fakat genç adam o eski zamanların ince hastalığı olan Verem e yakalanmıştır. Elif'in ailesi, bu durumu görür ve kızını onunla evlendirmek istemez. " Git tedavini ol gel öyle Elif i al " derler. Bunun üzerine genç adam çok sevdiği Elif inin aşkı için hastaneye yatar. O dönem şartlarında iyileşmesi imkansızdır. Öleceğini bile bile genç adam tedaviye devam ettiği için Elif'e bir haber gönderir.. "Ölüm, ölüm dediğin nedir ki gülüm ben senin için yaşamayı göze almışım" der. ( Aslında bu söz Türkü içerisinde de mevcuttur.) Elif ten cevap gelmez. Fakat zaman ilerledikçe genç adamın hastalığı artar. Genç adam hastanede yattığı sürede sadece Elif' ten haber almak bir de içindeki yangını söndürmek için ( yaşamının kaynağı olan ) yanlız su içmek ister. Yemekten kesilir. Ancak kızın ailesi bir kez bile görmesi için Elif'i onun yanına yollamaz. Hastalığının arttığını, tabutunun bile hazır olduğunu Elif'ine türkü içinde ağıt halinde yazan genç adam, hastanede yattığı sürede bu türkünün sözlerini yazıp şapkasının içine saklar. İyileşemez ve çok sevdiği Elif ini göremeden ölür. Cenazesi köyüne getirilir. Şapkasının içerisinden yazdığı sözler bulunur ve ailesi tarafından bestelenmesi istenir.
https://www.youtube.com/watch?v=EcBWGENvnsw
https://www.youtube.com/watch?v=6gIdNGCfYOU
Son düzenleme: