ilkokul'dan üni'ye kadar hayatım yurtlarda geçti, orta 3deyken tabildotu bulaşıkhaneye bırakmaya gidiyordum ki hoca durdurdu kulağımı çekti
ne oldu hocam dedim, bak pirinçleri görüyormusun neden bıraktın onları dedi.
hani nerede dedim, bana tabağın kenarındaki 3 pirinç tanesini gösterdi. Bunu yemeden tabildotu bırakamazsın dedi, neyse sıyırdım iyice
Öğle arasından sonra o hocanın dersi vardı, başladı konuşmaya;
Bugün bazılarınızı gözlemledim, tabağınızda hep artıklar bırakmışsınız. Bunlar israf, günah, nimet. Şimdi ülkede kaç insan var 60Milyon, herkes 3 adet pirinç tanesi bıraksa tabağında, bu 12735123 kamyon pirinç eder, 81726312 kişinin günlük ihtiyacı olur bu da. (rakamları hatırlamadığım için salladım)
Bu olay bilinç altıma yerleşti galiba o yıllarda, tabağımda birşey bırakmıyorum artık kendi evimde olmama rağmen
Tadı iyi de olsa kötü de olsa(çoğunlukla yemeklerden tad almam zaten) hepsini yerim. Çünkü gruplarına ayırmam, ayırt etmem. Vücudun ihtiyacı var ve bu yüzden yemeliyim diye düşünürüm, bu nedenle de yemek yemekten hiç zevk almam ve kendimi sistemin kölesi gibi hissederim yemek yeme zorunluluğum olduğu için.
Matrix'deki gibi, tadı önemli değil. İhtiyacın olan değerleri al o yemeklerin içinden yeter.
Neyse konu nereden nereye geldi, aslında pek alakası da yok bu başlık ile ama ucundan az dokunuyor yine de. İçimden geldi anlatayım dedim.